30 Temmuz 2010

Okuma bıraktıranlar

Birinci Bırakış

Fatih Çekirge'ye yine bir selam. 
Aynı gün içinde iki defa oldu bu durum. Öyle bir söz dizimi, öyle bir kelime tercihi görüyorsunuz ki devamını getirmek için hiçbir istek kalmıyor. Mesela, 46 diye bir dergi var. Ünlü fotoğraf efektçisi Mehmet Turgut'un efektlediği fotoğraflar eşliğinde röportajlar var bu dergide. Deniz Akkaya ile "ölümü" konuşmak istemişler, şöyle bir girişi var:
"Yaşlanmayı kabul eden bir bünyeniz varsa, yaşlı bedenin ruhla birleşmesinin keyfini sürecek bir zihniyetteyseniz (ölümden) korku duymazsınız. İleride vücudum miladını doldururken hedefim böyle bir kadıblablablabla..."
Yıktı perdeyi eyledi viran. Miadını/miyadını diyecekken vücuduna milat doldurtmuş. Röportajı yapan arkadaş da bir tuhaflık görmediğinden olacak, kelime dergiye böyle geçmiş. Artık röportajın geri kalanında Deniz Akkaya ölüm, beden, ruh geyikleri üzerine neler yardırırsa yardırsın okuyamayacağım. (Olayın tümü de bir garip zaten. D. Akkaya ile ölümü konuşmanın ne anlamı var? Ne alaka? D. Akkaya'nın "bedeni değil ruhu tutması" ne kadar ironik bir de. Nihat Doğan'ın dediği gibi, eğer ruhlar ortaya koyulacaksa, bedenlere bakılmayacaksa, Allah'ımın üstüne yemin ederim, D. Akkaya'nın adını anıyor olmazdık. Bütün hayatını bedenine borçlusun, ne konuşuyorsun bik bik?)

İkinci Bırakış

46 dergisi çok hafif geldiyse koyu edebiyat dergisi Kitaplık'a geçelim. Burada da, Mukadder Özgeç isimli yazar, Tahsin Yücel'in son romanı Sonuncu hakkında yazıyor. Yazının daha ikinci paragrafı:
"Tahsin Yücel, son romanı Sonuncu'da da, yazınsal evreninin en belirgin konularının neredeyse bütününe yer verir: yineleme, salaklık, anamalcılık, çalıntı, alıntı, özgünlük, söylen, iletge (medya) ve tüm bu izleklerin belirlediği koşullar içinde güçlü tutkularıyla sıradışı kişiler..."
"İletge ne arkadaş, iletge ne? Medya'dan ne istiyorsun, ne güzel sözcük, hem biraz Türkçeleşmiş de... Hadi madem bunu kullanacaksın, niye parantez içinde kullanıyorsun?" diyerek yazının geri kalanından kendimi halâs ettim. Az önce internette bir arayayım dedim, Google efendi önce Liège mi diyorsun abi diye soruyor. Az aşağısında ise bu sözcüğü icat eden kişiye ait birkaç yazı var. Prof. Mehmet Yalçın, bu sözcüğü bir kitap çevirirken türetmiş. "Başıma bela açtı" diyor. Fakat ilginç olan, eklediği şu not: "Ne denli kafa yormuş olsam da, ürettiğim sözcüklerin ille de herkesçe benimsenmesi gerektiğini düşünmedim. Kaldı ki terimler tanımlayıcı öğeleridir; toplumca benimsenip kullanılması gerekmez; tıpkı matematik ya da mantık dillerinde kullanılan imler gibi, simgeseldirler." Kafamı karıştırdı. Terimler dilini toplumsal dilden spatula ile çekip çıkarması beni biraz rahatsız etti. Ayrıca bir yandan "medyayı büyük bir ileti ve göstergeler dizisi" olarak görüp böyle bir tabir düşünmesi, bir yandan da terimlerin simgesel olduğunu, benimsenmesi gerekmediğini söylemesi ilginç. Çünkü her ikisini de Türkçe kelimeler olarak düşünecek olursak medya, iletge'den daha simgesel, daha elle tutulur değeri ve anlamı olmayan bir terim. Ama tutan da o. Tutması imkansız olan ise, iletge

2 yorum:

semioticus (shelbyl) dedi ki...

Bu Ozturkce masturbasyonu beni delirtiyor.

Sen hem "Halk anlamasin, ben teknik konusurum" ayagina yatacaksin (ki seni meslekdaslarin bile anlamayacak", sonra da "halk okumuyor, hede hodo" diye oteceksin.

Cok yuzeysel oldu ama, sinirliyim birader. Iletgeymis, sen git kendi g.... iletge.

Redingot dedi ki...

Anamalcı'nın eline su dökemez. Dikkatini çekmedi galiba. Kapitalist demek.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails