04 Aralık 2012

Vicdanlara sesleniyorum

Artık uzak geçmişin unsurlarından biri haline gelen (hiç iki hafta önce insanlığın ucundan zor bela dönmüş gibi durmuyoruz!) açlık grevleriyle ilgili fikri takip gibi bir şey olsun. 17 Kasım'da Abdullah Öcalan ile görüşen kardeşi Osman Öcalan, İmralı'dan grevin sona erdirilmesi çağrısıyla döndü ve 18 Kasım'da da grev bitirildi. İlk başlayanlar eylemlerinin 68. gündelerdi. Çok malumu ilam olmayacaksa bana göre eylemin bitiş şekli bile açlık grevinin "eylemlerden bir eylem" olduğunu, "fiiller içinde bir fiil" olduğunu, yani açlık grevi süresince istisnai bir durum içinde bulunduğumuzdan dem vuranların haksız olduğunu ispatlıyor. Siyasi alanın geçer akçesi güç (iktidar). Eylemler iktidar sarfiyatı. Sonunda bir özneden bir özneye bir iktidar akışı oluyor. Dolayısıyla ben bütün bu resim içinde hangi sebeple olursa olsun açlık grevi karşısında hiçbir şey yapmamayı, Sırrı Süreyya Önder'in deyimiyle "insani bir tını" çıkarmamayı da hamlelerden bir hamle görüyor, olağan karşılıyorum.

Neyse, esas numara aşağıda. BDP Şanlıurfa milletvekili İbrahim Binici'nin açlık grevleri sürüyorken mecliste bir vesileyle yaptığı konuşma. Ben bu konuşmadan tesadüfen haberdar oldum. Hatip Dicle'nin yerine milletvekili yaptırttırtırılan AKP Diyarbakır milletvekili Oya Eronat'ın aynı oturumda yaptığı bir konuşma dikkatimi çekmişti. ("Ben size bunların açlık grevini anlatayım. Günde 20 çay içiyorlar. Üç şekerden [??!] altmış şeker yapar. Bir küp şeker yirmi beş kalori olduğuna göre... Bunlar zaten günlük kalorisini oradan alıyor..." filan gibi efsane bir yorumla Diyarbakır'da açlık grevine destek için eylem yapan/veya temsili açlık grevine giren kişilerin/veya BDP milletvekillerinin foyasını meydana çıkarıyordu.) O konuşmaya bakarken Sayın Binici'nin efsane konuşmasını da gördüm. Yanılmıyorsam faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu kurulması gibi bir konuyla ilgili bir önerge için olacak, BDP grubunu temsilen söz almış ama kürsüyü bulmuşken açlık grevlerine ve seçim bölgesinin sorunlarına değinmeden edememiş. Gönülleri titreten mahir köşe yazarlarımızın dolambaçlı-sanatlı-ağdalı-duyarlı yazıları kadar etkili değil ama tam bir vicdanlara sesleniş, tam bir vicdan manifestosu. Okuduğumda mideme sıkı bir yumruk yemiş gibi oldum. Bu eşsiz belge, bu çığlık tutanak arşivinin tozlu raflarında yitip gitmesin; hayatiyetini muhafaza etsin, yolumuzu aydınlatsın, eylemliliklerimizde baş köşede ağırlansın istedim. Bir de, tutanakların yazıya geçirilmiş hali standart yazı dili olduğundan gerekli etkiyi yaratmıyor; bazı yerlerde meram anlaşılsın, mesaj vurgulansın diye yazıya bazı şekilsel müdahalelerde bulundum. Ama niyet insanidir, vicdanidir. İşte o efsane konuşma:

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi üzerine söz almış bulunuyorum, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün tam altmış beş gündür ve vicdanlar hâlen suskun. Belki hepimizin seçim bölgesinde seçilmiş insanlarımız aileleriyle beraber açlık grevindeler. Ama nedense bugüne kadar gerek AKP Hükûmeti gerek Başbakan gerekse Sayın Adalet Bakanından gerçekten iç açıcı, ölümleri durdurabilecek, vicdanlarımızı rahatlatabilecek bir açıklamayla karşılaşmadık. Umuyorum ve diliyorum, elimizi vicdanımıza atalım, 64 kişi altmış beş gündür ölüm döşeğinde bekliyor. Bunun akabinde 713 kişi de arkasında devam ediyor. Bunun akabinde Türkiye cezaevlerinde on binlerle ifade edilebilecek yine tutuklular bedenlerini açlık grevine yatırmışlardır. Biliyorsunuz vicdanen rahatsızız. Vicdanımız sızlıyor. BDP Grubundan Sayın eş başkanlarımız DTK Eş Başkanı 10 milletvekilimiz Diyarbakır'da yine bedenlerini açlık grevine yatırdılar. Sayın Leyla Zana da bugün vicdanlara seslenmek için aynı yöntemle Meclisteki odasında açlık grevine yatmış durumda. Biz sadece insanlık istiyoruz. Biz sadece vicdanların körelmemesi için vicdanlara seslenmek istiyoruz. Bugün altmış beş gününde insanlar bedenini ölüme yatırmışken vicdanen nasıl evimize gidip yemek yiyebiliyoruz? Her gece Türkiye'de Edirne'den Kars'a kadar her köşesinde insanların vicdanlarına seslenmek istiyorum: Yeter artık diyorum, ölümleri görmek istemiyoruz. Şayet, yarın öbür gün o cezaevlerinde insanlarımız tabutla çıkarsa bunun cevabı olabilecek misiniz? Bunu vicdanlarınızda kabul edebilecek misiniz? Eminim ki hiçbir insanımız bunu kabul etmez. Onun için duyarlı kamuoyuna, vicdanlara tekrar sesleniyorum.
Değerli arkadaşlar, 12 kasım günü Ceylanpınar ilçemize gittim. Ceylanpınar ilçemizde gerçekten… Türkiye kamuoyuna buradan seslenmek istiyorum: Memurlar rapor alarak bölgeyi terk ettiler. Bunu Hükûmet kanadındaki bakanlıklar çok rahat tespit eder. Esnaflar dükkânlarını kapatmış evinde, hâli vakti iyi olan, ekonomik durumu iyi olanlar şehri terk etmişler ama nedense bu durumda bile Türkiye kamuoyu sessiz bekliyor.
Hani derler ya "Kurt puslu havayı sever." işte orada tam bir puslu hava mevcut. Her türlü faili meçhul cinayetlere açık bir yerdir. Sınır hattına gittiğimizde kimin gittiği kimin geldiği belli olmuyor. Elini kolunu sallayarak, sözüm ona, özgür Suriye Ordusu mensupları gerek oradan gerek buradan gidiyorlar. Sözüm ona, bitişik ilçede yaşayan insanlar sabahtan geliyor Ceylanpınar'a akşam dönüyor. Neden bu sorumsuzluk? Soruyoruz: Yarın öbür gün, faili meçhul cinayetler gelişirse ne yapabileceksiniz? Vicdanlara sesleniyorum: Ceylanpınar insanı yedi gündür evinde hapsedilmiş, çarşıya çıkamıyor, gezemiyor. Biz, bir günde sadece bir günde üç tane kazan bombası atan uçakları bizzat net gözlerimizle seyrettik. Sınırın sıfır kilometresinde, Suriye'ye ait bir yerleşkede ve orada da çoğunluğu Kürt nüfusu olan insanlarımızın başlarına bomba yağdırılıyor. Bir küçük çocuk geldi, o çocuğun üstünde kan izi vardı. Sınırdan kaçmış gelmişti. Yaşı henüz yediydi. Sorduk: "Ne oldu?", "Annemi, babamı ve ağabeyimi uçak öldürdü..." Üstünde hâlen ıslak kan mevcuttu. Buna -"dur" demek için- yine, mevcut koşullarda, AKP Hükûmetinin dış politikasındaki yanlışlığı sebebiyet vermiştir. Hani ya sıfır sorunlu, yani komşularla sıfır sorunlu bir ülkeydik. Sıfır sorun nerede kaldı? Suriye'yle düşman olduk. Irak'la düşman olduk. İran'la düşman olduk. Yunanistan'la düşman olduk. Bulgaristan'la düşman olduk. Böyle bir dış politikayla bu ülke yönetilemez.
Tekrar vicdanlara seslenmek istiyorum; bir an önce Ceylanpınar'daki duruma… O vahim duruma şahit olduğum için gerçekten şu anda bile kemiklerim sızlıyor. Kapıyı kapatıp, sabahtan akşama ekmek almaya gidemeyen o insanlarımız gerçekten bir dram yaşıyorlar. İşte bu, AKP'nin dış siyasetinin sorunudur.
Değerli arkadaşlar, faili meçhul cinayetlerle, yani geçmişimizle yüzleşmemiz şart. Bizim bu konuda da grup olarak önerilerimiz var, önergelerimiz var ama maalesef, altı senedir Parlamentodayım ve altı senedir bir tek önerimiz, önergemiz dikkate alınmadı mevcut AKP'nin çoğunluğu sayesinde.
Kürt sorunu vardır bu ülkede. Kürt sorunu, kimliğiyle vardır, diliyle vardır. Kürt sorununu inkâr edemezsiniz. Otuz yıldır inkâr ettiniz, nereye vardınız? Kürt sorununu kabul edeceksiniz. Biz de özgür, birlikte, eşit yaşamayı esas alan Demokratik Özerklik Projesi'ni esas alan demokratik özerklik projesini esas almışız bundan vazgeçen de namerttir, bunu böyle bilin. Biz ilkelerimizle varız. Doğrusu Türkiye halklarının kardeşçe yaşaması için önerilerimizin dikkate alınmasını saygıyla arz ediyorum teşekkür ediyorum. (BDP sıralarında alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Binici teşekkür ederim.
Kıssadan hisse, bazen insan çok yabancılaşıyor. Bir de vicdanlara seslenenlere tavsiyem; bu seslenişte en çok etkiyi çaktırmama, vicdanlara seslendiğinizi doğrudan söylememe yoluyla elde edersiniz. Ona dikkat edelim lütfen. Teşekkürler.

1 yorum:

Kinpi dedi ki...

Konuşmanın ilk parafından sonrası epey "VİCDAN"sız olmuş.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails