Milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

02 Eylül 2010

Kürt kökenli'nin yükselişi ve düşüşüne dair karmaşık notlar

Bugün Beyoğlu'nun herhangi bir yerinde düzenlenen sivil-toplumsal bir etkinlikte söz alıp Kürtlere "Kürt kökenli" biçiminde bir atıfta bulunmanız durumunda, ciddiye alınmayacağınız gibi, tepki de çekersiniz. Bu imleyen artık tamamen tasfiye olmuştur ve sivil toplum alanında da, loser konumunda olan, daha doğrusu, sivil toplum alanında hakim olan kesimlerin, söylemlerini "rahatça ihmal edilebilir" statüsünde değerlendirdiği birtakım başka kişiler tarafından dile getirilir. Bugünün şartlarında bu kavramdan ("Kürt kökenli") yola çıkan yeni kavramsallaştırmaların, söylemsel hamlelerin "tutma" şansı sıfırdır. Sahaya çıktığınız anda muhtemelen rezil edilirsiniz. Büyük ihtimalle "Kürt kökenli", Kürtlüğün inkârı, silinmesi, reddedilmesi olarak algılanır ve söyleyecekleriniz, aranızda düşünsel farklar olsa da sivil toplumda loser olmak ortak paydasında buluştuğunuz kişilerin irili ufaklı pek çok başka sözleriyle bulamaç edilerek susturulur. Bir anda kendinizi "kart-kurt", "Güneydoğu'daki vatandaşlar" türü mimlerin içinde, söylemediğiniz şeylerin söyleyicisi olarak bulursunuz. Kısmet, belki faşist bile olursunuz.

Bu, bugünkü durum. Elbette ki bu durum hep böyle değildi. Düşündüğüm veya bildiğim değil, sandığım bir şey var, oturulan yerden buyurulan bir işkembe-i kübra mahsûlü olarak, onu ifade edeyim: Bu söz Kürt sözcüğünün telaffuz edilemediği bir ortama doğmakla birlikte, Kürt kelimesinin muadili olarak değil, başka bir şey olarak doğdu; ama sonrasında Kürt'ün muadili olarak algılanıp yerleşti. Daha da sonrasında Kürt, telaffuz edilebilir hale gelince, "Kürt kökenli", onu Kürt'ün muadili olarak görenlerin bir kısmınca terk edilerek Kürt'ün telaffuz edilemediği devr-i sabıkın bir öğesi addedildi. Belki komik gelecek ama bu kanaate yine Milliyet arşivi aracılığıyla vardım. Şöyle ki:


Burada Kürt kökenli'nin aynen bu haliyle bu gazetede söz konusu edilme sayılarını görüyoruz. 1950'den 1989 sonuna kadar, büyük çoğunluğu da bu dönemin son on yılına tekabül eden yalnızca 47 kullanım var. Daha sonra 1990'ların ilk 4-5 yılında gazetede sıklıkla Kürt kökenli sözünün geçtiği görülüyor. Fakat ondan sonra, 1999 yılı dışında sözün o canlılık kazandığı bir yol yok ve kullanım sıklığı giderek düşüyor.

Bu kullanımların hepsi için açıklamalar getirmem mümkün değil tabii ki, fakat gördüğüm manşetlerden şöyle birkaç genel izlenim aktarabilirim.

  • SHP'nin 1990 tarihli "Güneydoğu Raporu", Kürt kökenli sözünün tedavüle girişinde önemli bir durak. Fakat o raporda Kürt kökenli lafı, Kürt sözü dillendirilemediği için dile getirilmiş bir alternatif, bir "ara çözüm" değil; bir tespit olarak, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölümlerinde yaşayan yurttaşların ağırlıklı bir bölümü etnik açıdan Kürt kökenlidir" deniyor. Kürt demenin hâlâ sakıncalı olduğu (rapor jet hızıyla bir DGM soruşturmasına tabi tutuluyor) bir dönemde yazılmış olmakla birlikte, bu tespit, SHP'nin raporun geneline sinmiş söylem değişikliği hamlesinin bir parçası olarak anlamlı. "Etnik açıdan Kürt kökenli" deniyor ama bununla birlikte etnik çoğulculuk anlayışı yerleştirilmeye, yürürlükte olan yurttaşlık anlayışına alternatif getirilmeye çalışılıyor. 
  • 1991 seçimlerinin ardından DYP-SHP hükûmetinin kurulmasıyla ve HEP'li milletvekillerinin parlamentoya girmesiyle beraber bu kimlik tartışmaları gündemde uzun süre kalıyor. Bu dönemde henüz birkaç haftalık başbakan olan Demirel'in çıktığı bir Güneydoğu gezisi sonrası meşhur Kürt realitesini tanımak durumundayız konusu da var. Ve tabii terör olaylarını da unutmamak lazım.
  • 1994 sonunda ve 1995'in ilk günlerinde önce Demirel'in anayasal vatandaşlık tartışması açması, akabinde de Tansu Çiller'in "Ne mutlu Türk'üm diyene!" sözünü "Ne mutlu Türkiyeliyim diyene!" şeklinde ifade etmesiyle alevlenen bir tartışma var. Bu tartışma dahilinde de Kürt kökenli'lerin durumu hayli tartışılıyor. Peki Demirel ve Çiller durduk yere mi böyle ufak çalı bir açılım gerçekleştiriyorlar? Hayır. Cem Boyner'in dönem için ezber bozucu Yeni Demokrasi Hareketi aynı haftalarda gündeme bomba gibi düşüyor.
  • Demirel'in anayasal vatandaşlık vurguları enteresan. 1990'ların başında, başbakanken SHP ile çokça etkileşim halinde görünüyor. Ama cumhurbaşkanı ikenki konumu farklı, biraz daha devlete angaje durumda. Malûm, "Ne mutlu Türk'üm diyene!"deki Türk'ün etnik Türk'ü betimlemediği, Türkiye vatandaşı olanların tümünü kapsadığı şeklindeki bayat ötesi söylemin ana yayıcılarından Bozkurt Güvenç, kendisinin danışmanı filan oluyor Çankaya'da. Devlet sanki bu dönemde Kürt kökenli'yi Kürt realitesini yarım ağızla tanıma amaçlı, --Şerif Mardin'in deyişiyle-- bir kompromi olarak benimsiyor gibi. 
  • 1995'ten sonralara doğru Kürt kökenli etiketiyle sürdürülen kimlik tartışmaları kâh terör eylemlerinin artışı nedeniyle, kâh da gündemin başka konularca işgali (Refah Partisi, "irtica", vs.) nedeniyle yavaşlamaya başlıyor.
  • 1999-2000'deki ani popülerlik Abdullah Öcalan'ın yakalanması ile ilgili olabilir.
Eğer bu izlenimler doğruysa, Kürt kökenli sözünün, Kürt'ün avatarı olarak değil, ülkede geçerli yurttaşlık anlayışına karşı bir alternatif getiren bir söylemin bir unsuru olarak ortaya çıktığı, devletin karşı duruşuna rağmen sol-sosyal demokrat çevrede popülerlik kazandığı izlenimine kapılınabilir. Bir süre sonra, daha doğrusu devlet yeterli derecede zorlandıktan sonra, Kürt kökenli, devletin elinde "kart-kurt" inkârcılığından ileriye titrek bir adım olarak genel kabul görüyor. Kürt kökenli'yi sözü tedavüle sokup popülerleştirenler değil de onu sonradan zor bela benimseyenler kullandığında, ben şahsen "Tamam, böyle birileri var, biliyoruz, yok değiller, o kadar da değil artık; ama bunlar eskiden Kürtmüş/Kürttü, şimdi artık başkalaşmış, başka bir şeye dönüşmüşlerdir veya da biz bunun böyle olmasını tercih ederdik" gibi bir hava alıyorum. İlk paragrafta bahsettiğim sivil-toplumsal öfke, tabirin bence bu aşamasına ait (veya öyle olmalı). Zor bela Kart-Kurttan Kürt kökenli'ye gelenlerin aldıkları yolun kısalığını, 2010'da bile daha başka mesafe almamış olmalarını vurgulamak için bu tabirin tasfiyesi anlaşılabilir. Ama bir zamanlar Kürt kökenli diye bir sözü kullananların kafasında bu mızmızlıktan daha başka şeyler vardı. Nitekim bugün Kürt kökenli'yi terk etmiş olup daha ziyade Türkiyeli(lik) kavramını işlemeye çalışan kimselerle örtüşen fikirlerdi bunlar. Bunun hakkının bir şekilde verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Fakat bununla birlikte, sivil toplumun hakimlerinin aslında Kürt milliyetçiliğinin etki alanında olduğunu da düşünüyorum bir yandan, o yüzden bu beklenti pek gerçekçi değil biliyorum.

Çok uzadı ama Türkiyelilikle ilgili ilginç bir husus var, onu yazıp kapatayım: Yine Milliyet arşivinin bütün tarihi boyunca, Türkiyelilik'ten ilk söz eden, bizim Coşkun Kırca! 1989 yılında yazdığı ve Bulgaristan-Türkiye krizlerine değindiği bir yazıda, Bulgaristan Türklerini Türk saymayan bir tek Marksist-Leninistlerdir diyor tepkiyle, çünkü onlara göre Türklük yokmuş, Türkiyelilik varmış. Bundan iki sene sonra Melih Aşık, Bülent Ecevit'in 1969'da yazdığı şiiri alıntılamış. Şu "Pülümür'ün bir dağ köyünde gördüm onu" diye başlayıp "Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim" diye biten meşhur şiir. Bundan sonra, 1995 tarihli bir Çağlar Keyder röportajı, 96'lardan ve 98'lerden birkaç Ali Haydar Veziroğlu haberi. 2000'lere kadar Türkiyeli'lerin hepsi bu kadar.

Ve son bir cümle, bir hatırlatma: Söylediklerimin spekülatif olduğunun, Milliyet arşivinin tek başına yeterli bir kaynak olmadığının farkındayım; zaten "budur, böyledir, doğrusu şudur" diye ahkâm da kesmiyorum, sadece izlenimler.

13 Temmuz 2010

Laçiner diyor ki:

Taner Akçam'ın Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu kitabının, Ömer Laçiner tarafından yazılmış bir sunuş yazısı var. 10-12 sayfalık bu kısa metin gerçekten çok güzel ve orijinal bir erken Cumhuriyet dönemi Türk milliyetçiliği anlatısı sunuyor. Bu yazıda bu sunuşun tamamını paylaşmak isterdim fakat kitap yanımda bulunmuyor. Laçiner sunuşunda Cumhuriyet'in (2010'ların başında yavaş yavaş sarsılmakla birlikte) halen aşağı yukarı tabu statüsünde bulunan, milliyetçilik modelinin temelini oluşturan bazı önkabullerin arkasını epeyce eşeliyor. Bu anlayışların tabular haline gelmesinin, aslında, Balkan Savaşları'ndan Cumhuriyet'in kurulmasına kadarki dönemde bir cadı kazanına dönen Anadolu'da gerçekleşen bazı başka süreçlerdeki (Anadolu'nun Hırstiyan nüfustan arındırılması, o arındırılma esnasında işlenen katliamların ve büyük çaplı kapital değişiminin yeni çıkar ilişkileri, yeni dengeler, yeni işbirlikleri yaratması...) parçalı bulutlu durumun verdiği özgüvensizliğın sonucu olduğunu iddia ediyor. Zaten Akçam'ın kitabının önemli tezlerinden biri de buydu, bu bağlantı idi. Laçiner'in tabulaştırılan Büyük Milli Doğuş/Diriliş Anlatısı'na alternatif bir fikir cimnastiği yaptığı şu satırlar ise alıntılanmaya değer:
"Oysa, eğer 1923 Anadolu'sundaki halklar, devletin iktisadi, kültürel ve toplumsal ilişki kanallarını açmakla yetinen faaliyetinin yardımıyla doğal bir etkileşim sürecine sokulabilmiş olsalardı ve toplumun ortak kimliği her unsurun kendi katkılarını da taşıyacağının bilgi ve güveniyle yaşanacak bir sürece "emanet edilmiş" olsaydı; yeterince felaket, kan ve yıkım yaşamış, hangi eksikliklerinin onu "geri bıraktırdığı"nı, hangi eğilimlerin halkları boğazlaşmaya ittiğini savaşların ateşinde -kamu bilincinde değilse bile- görmüş, sezmiş bu halklar topluluğu, çok daha sağlam, çok daha yürekten sahiplenilmiş bir kimlik oluşturabilirlerdi."

Bana pek mümkün gelmedi ama hayâl hayâldir.
   

03 Temmuz 2010

Sana selam vermeden uçan kuşun


Makruhyan Ermeni İlkokulu, 1868'de yapılmış. Az aşağısındaki Surp Astvadsadsin Kilisesi gibi Balyanların elinden çıkma bir yapı. Ekşi sözlük'ten öğrendiğimiz kadarıyla 1980'lerin ortasına kadar okulda eğitime devam edilmiş; bina şimdi metruk durumda ve belki de yıkılmak üzere.

O ışıklı tabela esas konu tabii ki ama o plastik, o estetik, sonra tabelanın o akıbeti tarife sığmıyor.   

Posted by Picasa

22 Mart 2010

Bora diyor ki:

"Zararlı", "tehlikeli" sayılan hareketlere, kişilere, gruplara karşı "milli refleksi" seferber etmek, bir gayrınizami asayiş tedbiri olarak iş görüyor. Devletin şiddet tekelini bir süreliğine askıya alarak "millete" (şimdilerde "sivil toplum" da diyorlar) devredebileceğini ima etmesi, açık bir tehdit olarak kullanılıyor.

31 Ocak 2010

Ermeni Soykırımı ve Toplumsal Hafıza - Verjine Svazlian



"Sakıncalı" kitapları okumaya devam ediyorum. Bu çalışma da, techiri yahut Soykırım'ı yaşamış Ermenilerin tanıklıklarını aktaran ve araştırmacı Svazlian'ın 1955'ten bu yana gerçekleştirdiği röportajlardan yapılmış bir derleme niteliğinde. Svazlian'ın biyografisinde, o tarihte bu çalışmalara kendi inisiyatifiyle başladığı belirtilse de 1980'lerden beri Ermenistan Cumhuriyeti Ulusal Bilimler Akademisi'ne bağlı Ermeni Soykırımı Müze-Enstitüsü'nde çalıştığı da belirtiliyor. Bu bağlamda, ortaya koyduğu çalışmanın biraz bizim devlet güdümünde

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails