22 Mart 2010

Bora diyor ki:

"Zararlı", "tehlikeli" sayılan hareketlere, kişilere, gruplara karşı "milli refleksi" seferber etmek, bir gayrınizami asayiş tedbiri olarak iş görüyor. Devletin şiddet tekelini bir süreliğine askıya alarak "millete" (şimdilerde "sivil toplum" da diyorlar) devredebileceğini ima etmesi, açık bir tehdit olarak kullanılıyor.

17 Mart 2010

Belge aşkı

Geçen günkü Teke Tek programından devam ediyorum. Programda bir de belge tartışması yaşanmıştı. Van ilinde olmuş olaylarla ilgili, şimdi ayrıntılarını tam hatırlayamadım küçük bir tartışma dahilinde, Halaçoğlu söylediklerini kanıtlamak için masaya İngiliz, Fransız ve sanırım bir de Rus arşivlerinde bulunan belgelerin fotokopilerini koydu. Nişanyan ise belgelere biraz baktıktan sonra "Çarpıtıyorsunuz", "Yalan söylüyorsunuz" gibi şeyler söyledi. Daha sonra belgelerin birkaçına daha ayrıntılı baktı. Bir belgenin içeriğine dair biraz

11 Mart 2010

Teke Tek

Her sene Nisan sonuna denk gelen geleneksel "Türk kamuoyunda Ermeni sorunu kabarması" vakası, bu sene biraz erkenden başladı. Çünkü ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, geleneğinin aksine, bu sene başkanın 24 Nisan konuşmasını beklemeyip tasarısını biraz erkence oyladı. Gerilimin yarısını şu sıralarda yaşıyoruz ve bu seferlik Nisan sonunda yalnızca Obama'nın 24 Nisan mesajı ekseninde gerilmek durumunda kalacağız.

04 Mart 2010

Mukayeseli mağduriyet!

Yukarıdaki videonun "eşcinsellik meselesi"nden itibaren başlaması lazım; olmamışsa da 02:08'e kadar ilerleyebilirsiniz. (Zaten ilgili tartışma da birkaç dakika sürüyor; ondan sonraki yazılarla ilgilenmiyorum) Videonun oraya kadarki kısmında "Kemalistleri" temsil ettiği düşünülen kızın dağılışı görülüyor; ki bana kalırsa, "türbanlıları" temsil ettiği düşünülen özgürlük savunucusu arkadaşın, programdakiler sırf onu sıkıştırmak için eşcinseller konusunu açtıklarındaki dağılışı, çok daha vahim. Çünkü arkadaşımız bence olabilecek en kötü hak

02 Mart 2010

Ölü Doğum: Türkiye İnsan Hakları Kurumu

Şu anda temel insan haklarının devletçe ihlalleri ile uğraşan en üst düzeydeki resmi kuruluşlardan biri, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı. 2001 yılında, kuvvetle muhtemel ki AB uyum yasaları çerçevesinde çıkarılan bir kanuna dayanılarak oluşturulmuş bu kuruluşun internet sayfası, şu adreste bulunuyor. Hakkımızda kısmına tıkladım, karşıma Word'de yapılmış izlenimi veren bir tasarım ve ilköğretim okulu sitelerinin kanayan yarası "Misyonumuz-Vizyonumuz" ikilisi geldi. Sayın İnsan Hakları Başkanımızın fotoğrafına bakınca ister

20 Şubat 2010

Yakın Tarihten Bazı Tuhaflıklar: 5233 Sayılı Yasa ve Zarar Tazmin Komisyonları

(Taşınma işleri dolayısıyla birkaç haftadır bir şeyler yazacak fırsat bulamamıştım. Şimdi yavaş yavaş yeniden başlıyorum.)

Konu, kâh PKK'ya destek verdikleri gerekçesiyle/zannıyla, kâh da "kendi güvenlikleri için" devlet tarafından köylerinden çıkarılan Kürtler. Sayıları devletin parçalı bulutlu raporlarına [1] göre 350 bin, Paris'teki Kürt

02 Şubat 2010

Reemtsma diyor ki:

(Okunduğunda vay dedirten, düşünceyi tetikleyen, zihni işleten, o malum eşiği aştığını düşündüğüm alıntılardan böyle bir seri yapmaya çalışacağım. Malum, serisi olmayan blog olmaz. İlk parça da bu olsun.)
"Kurumsal görevlerini, izinli ile izinsiz arasındaki sınırı belirsizleştirmeksizin sürdüremeyen kurumlar da vardır, bunlar, bütün şiddet kurumlarına ait sorunun neredeyse bir paradoksa

31 Ocak 2010

Ermeni Soykırımı ve Toplumsal Hafıza - Verjine Svazlian



"Sakıncalı" kitapları okumaya devam ediyorum. Bu çalışma da, techiri yahut Soykırım'ı yaşamış Ermenilerin tanıklıklarını aktaran ve araştırmacı Svazlian'ın 1955'ten bu yana gerçekleştirdiği röportajlardan yapılmış bir derleme niteliğinde. Svazlian'ın biyografisinde, o tarihte bu çalışmalara kendi inisiyatifiyle başladığı belirtilse de 1980'lerden beri Ermenistan Cumhuriyeti Ulusal Bilimler Akademisi'ne bağlı Ermeni Soykırımı Müze-Enstitüsü'nde çalıştığı da belirtiliyor. Bu bağlamda, ortaya koyduğu çalışmanın biraz bizim devlet güdümünde

26 Ocak 2010

Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu - Taner Akçam




Taner Akçam'ın ilk olarak 1991'de İletişim tarafından basılan bu kitabı, o etiketle dört baskı yaptıktan sonra, Nisan 2001'de Su Yayınları tarafından basılmış. Yazarın ifadesiyle, kendisinin "ilk göz ağrısı" olan kitap, aynı zamanda da Türkiye'de de Ermeni Soykırımı ve Türk milliyetçiliğinin bağlantılarını araştıran ilk eser olma özelliğini taşıyor Akçam'ın iddiasına göre. Eserde, yazarın deyimiyle "20. yüzyılın ilk planlı, modern kitlesel halk kıyımı" olan "Ermeni kırımı"nın (kitap boyunca böyle anılıyor), gerçekleştiği dönemde, Türk ulusal kimliğine

20 Ocak 2010

Yakın Tarihten Bazı Tuhaflıklar: Elekdağ mektubu ve sonrası

13 Nisan 2005 tarihinde, TBMM özel bir oturumla Ermeni meselesini tartıştı. "Ermeni iddiaları"nın, 1915'in 90. yıldönümünde dünya çapında ivme kazanacağı öngörüsüyle Türkiye'nin bundan sonraki dış politika çizgisinin de masaya yatırıldığı toplantı sonunda, Birleşik Krallık parlementosuna, başbakan Recep Tayyip Erdoğan, anamuhalefet lideri Deniz Baykal ve tüm milletvekilleri tarafından imzalanan bir mektup yollanılmasına karar verildi. BK parlementosundan, "Ermeni tezlerinin ana dayanak noktası" olan "Mavi Kitap’ın tarihi bir belge olarak geçersiz ve asılsız olduğunu ilan etmek suretiyle ortak tarihimizin bu önemli kısmına açıklık getirilmesini(n)" istendiği bu mektup, temelde CHP İstanbul milletvekili, emekli diplomat Şükrü Elekdağ'ın girişimi sonucu kaleme alınmıştı. Elekdağ, kitabın yazarlarından Arnold Toynbee'nin bile anılarında bu kitabın mesnetsizliğini, savaş propogandası olduğunu itiraf ettiğini belirtiyordu. Aktarılan gizli tanıklıkların kimlere ait olduğu 1999 yılında İngiliz arşivlerinde bulunan bir belgeyle kanıtlanmıştı: tanıklıkların çoğu Amerikan misyonerlerine, Ermeni aktivistlere, özetle, "konuya taraf olan ve icra ettikleri dini ve siyasi görevler nedeniyle yansız bir tutum içinde olmaları mümkün olmayan kişiler(e)" ait, yer yer düzmece metinlerdi. Eğer bunlara dayanan kitabın sahteliği ortaya çıkacak olursa, Elekdağ'ın fikrine göre Ermeni iddiaları da büyük ölçüde yanlışlanacaktı.

Konuyla ilgili yorumlarda bulunan akademisyenlerden Ayhan Aktar Radikal gazetesinde bir yorum, Taner Akçam da Birikim dergisinde daha uzun ve kapsamlı bir yazı yayımladı. Aktar özetle Mavi Kitap'ın "Ermeni tezleri"nde hiç de merkezi bir yer işgal etmediği düşüncesini savundu. Akçam ise yazısında, Mavi Kitap'ın propoganda amacıyla kullanılmış olmakla birlikte gerçek dışı tanıklıkları içermediğini, Toynbee'nin de hiçbir zaman böyle bir iddiada bulunmadığını, Elekdağ'ın (ve fikirlerinin kaynağı konumundaki Justin McCarthy'nin) Türkiye'yi rezil ettiğini ve Britanya'nın bu mektubu ciddiye almayacağını ümit ettiğini belirtti.

Fakat mektup Londra'da yankı buldu. Aynı yılın Ekim ayında, Britanya Parlementosu'nda, Elekdağ'ın "Ermeni tezleri" diyeceği pozisyonun Britanya siyasetindeki en önemli himayedarlarından olan Lord Avebury'nin başkanlığında bir toplantı düzenlendi. Toplantıda, Ermeni araştırmacı Ara Sarafyan tarafından mektubun içeriğine yanıt verildi. Daha öncesinde de, Temmuz ayında, Britanya'nın Türkiye büyükelçisi, dönemin TBMM başkanı Bülent Arınç'a yazdığı, Murat Belge tarafından değinilen bir mektupta, "[yollanan] mektubun Avam Kamarası Kitaplığı'na konduğunu ve bütün üyelere açık olduğunu, [...] yazarlar Lord Bryce ile Arnold Toynbee'nin bu kitapta propaganda amacıyla gerçekleri çarpıttığına dair ciddiye alınabilecek bir eleştiri, bir tespit yapılma[dığını] ve savaş koşullarında böyle bir kitabın yayımlanması, propaganda anlamında bir işlev görmüş olsa da, böyle olması[nın], kitapta anlatılan şeylerin doğru olmadığı anlamına gelme[yeceğini]" bildiriyordu. Belge'nin konuyla ilgili dikkat çekici bir yorumu da var. Halihazırda Ermeni Soykırımı tartışmaları dahilinde Türkiye'yi sıkıştıran devletlerden olmayan Birleşik Krallık'a durduk yerde sataşmayı, (ve sonrasında gelen yanıtları dikkate almamayı) yersiz ve gereksiz buluyor.

Murat Belge'nin açıklamadığı bir bilgilenme kaynağına dayandırdığı bir diğer iddiası şu şekilde: "Lord Avebury, mealen, "Mavi Kitap sizin iddianız hilafına doğrudur. Siz ısrar ediyorsanız, gelin bazı uzmanlar ve bazı milletvekillerinden oluşan bir panel halinde bunu tartışalım" demiş, cevap çıkmayınca TBMM'nin 550 milletvekiline çağrısını iletmiş ve gene cevap alamamış." Murat Belge'nin konu ile ilgili yazılarına yanıtlar yazan Şükrü Elekdağ, yazısında, Lord Avebury'nin TBMM başkanı Arınç'ın muhatabı olmadığını, dolayısıyla söylediklerinin yollanan mektuba bir cevap teşkil edemeyeceğini; Arınç'ın muhatabı olan Lordlar ve Avam Kamaraları başkanlarının yazdıkları cevabi mektuplarda TBMM'nin öne sürdüğü tezleri çürütecek, "kitabın uydurma ve düzmece olduğunu ret anlamında bir tek söz dahi" söylemediklerini ve dolayısıyla Mavi Kitap'ın düzmeceliğini sükût yoluyla ikrar ettiklerini; Lord Avebury'nin davetinin kendisine ulaşmadığını, zaten Lord'un yollanan mektubun iadesi yönündeki teklifine de bütün Parlementodan yalnızca "müzmin Türk karşıtı" 33 üyenin imza koyduğunu ve Lord Avebury'nin PKK destekçisi olduğunu belirtti.

Şükrü Elekdağ'ın bundan sonraki icraatının arasında, 2009 yazında, Mavi Kitap'ın sansürsüz, belgeli, dipnotlu Türkçe baskısının TBMM'deki tüm milletvekillerine yollanması girişimini, TBMM başkanı Toptan ile derhal temasa geçerek engellemek de var. Elekdağ'ın bu olay hakkındaki yorumu da şöyle: "Yalan dolu olduğu bizzat kitabı hazırlayan Arnold Toynbee tarafından itiraf edilen bir kitabın dağıtımını önlemenin bir görev olduğu bilinciyle böyle hareket ettim. Bunun sansür olduğunu filan düşünmüyorum. Propaganda kitabının yayılması ve dağıtılması doğru olmaz."

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails